19 Ağustos 2011 Cuma

Karanlık

ışığın yokluğuydu belki bilinen en belirgin karanlık. ...oysaki düşünce karanlığıydı asıl karanlık olan evrende.Karanlık fikirler, karanlık hisler, karanlık ilişkiler.en ateşli sevişmeler bile karanlık....karanlıkta karanlık....bir sevginin bitmesinin ardından içine girilen karanlık,bir ananın kaybettiği evlattan aldığı karanlık,ya da bir çiçeğin henüz açma evresindeyken tattığı o kocaman karanlık. neredeydi bu bir türlü gelemeyen aydınlık??? Uzakta olmasa gerek derken aklımaza gelirdi hemencecik. Yaşamak sadece yaşamak değildi, farkettiğimizde,kayıbımız geç olsada güç olmamıştı en azından. Hep beklentileri beklerken gelecekleri yoldan, bir çok kayıpla karşılaşır ve selamlaşırdık inceden.. Üzülürdük de içten , ama hiç farkına varmazdık kayıpların getirilerinden.Oysaki beklentilerin havarileriydi o kayıplar...Ne sadık havariler ama...ne  aydınlık ve ferah. Yabancı hayatlar yaşarken bile tadamazdı nefisler bu aydınlığı. Her değişik tenin bıraktığı o tat bulyon olur erirdi aniden. özlenilene kavuştuğun andaki erime misali tükenirdi enerjiler.ve yine bir his kaybı daha. Aslında kimse farkına varmazdı da söylemek gelirdi içimizden, yaw arkadaş maddi kayıp nedir ki evrende, his kaybının yanıda. zaten gerçek değildir hiç bir maddiyat.ve beşerilik. ALDANMAAA... Ama kime dinletesin işte sözlerini..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder